301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
30 Mart 2020 - Pazartesi 14:46 Bu yazı 89 kez okundu
 
EŞEK VE ÇOCUK
N. Sait Ekici
 
 

En rahat ulaşım aracı eşekti… Garibana ne versen yer, ne yüklesen götürür, dövsen kızmaz, sövsen kızmaz… Zamanın çocukları eşekten inmezdi. Eşeğe yan binip koşturmak işin süksesiydi. Eşeğin bazen  zıplaması dışında tehlikesi de yoktu.

*

   Eskiden çocuk olmak çok zordu. Genellikle otoriter bir baba, eli maşalı bir anne olurdu. Ekonomik hayat şartlarından mı, usul-kural mı öyleydi bilemiyorum. Baba çocukla fazla ilgilenmez, sevmez, okşamaz, hatırını sormaz, çocuğun ruhsal durumuna göre hareket etmezdi… Çocuğun gözünde baba; sert, her şeye kızan, bazen döven, sadece eve ekmek ve yiyecek getiren kişi olarak görülürdü. Yaramazlık yapıldığı zaman anne: “Akşam gelince babana söyleyeceğim!” dediği zaman yaramazlığın bitmesi, babanın bir korku aracı olarak kullanıldığını ortaya koyuyordu. Baba geldiği zaman çocuklar evin bir köşesine sinerdi.

   Çocukların sokakta sınırsız oyun hürriyetleri vardı fakat evde hürriyetleri kısıtlıydı. Evde yapılan bir yaramazlık, korkutularak cezalandırılırdı. Bazen “Öcü geliyor!” Bazen “Dede geliyor!” Bazen “Gazana gaparın!” Bazen de “Donuma guyarın!” sözleriyle çocuklara korku verilmeye çalışılırdı. Çocuk saflığıyla bunların hepsine de inanırdık... Öğleden sonra okuldan gelen çocuk, anasından ekmek istediğinde akşamı beklemesi isteniyorsa, çocuk sokağa çıkıp hem ağlar hem de kapıyı taşlayarak: “Ekmek veeer!” diye bağırırdı. Ana da utancından susması için babası ile korkuturdu…Ne garip!... Şimdi ise çocukların ağzına her şeyi tıkıyor, çok yemesini istiyoruz.

    TOPLUMSAL İLİŞKİ KURALLARI

    Büyükler konuşurken sözüne karışılmayan, bir topun peşinde koşmaktan yorulunmayan, keyif aldığımız yıllar... Bayramlar; ellerini öpmeye yarıştığımız, büyüklerimiz, komşularımız... Çarıkçı Süleyman’dan 25 kuruşa satın alıp, tengerlek döndürdüğümüz, “Uğundu, uğundu!” nidaları içinde pırlak çevirdiğimiz günler… Bir uçurtmanın uçmasında egemenlik kurabilmenin zevkini yaşadığımız yıllar… İlk okulum, ilk öğretmenim, siyah önlüğüm, beyaz yakam, ilk kitabım, bir simidi paylaştığım ilk sıra arkadaşım…Tüssülü’nün okuduğu akşam ezanı, “eve gir” zili sesi gibiydi çocukluk aklımızca… İnsan azdı, araba azdı ama mutluluk çoktu… Telefonla arayıp  “geçmiş olsun” denmez, evine ziyarete gidilirdi. Cep telefonu ve internet yokken; aşk da, arkadaşlık da, hayat da, sonuna kadar gerçekti... Geceleri sokakta bekçiyi görünce kaçacak delik arardık. Tokalı’nın “Harıp…harıp!” diye bağırışı, Ağılönülü Sormaşekerci Mehmet Ağa’nın siyah tepsi üstüne dizip: “Deve kuşu, horoz şeker!” diyerek seslenmesi, çocukları iştaha getirirdi. Ne çikolatalı gofretimiz vardı, ne de çeşit çeşit bisküviler… İki püskevit arasına Gönbeler’in lokumu koyduk mu, dünyanın en mutlu çocuklarıydık biz… Bazı bakkal dükkanlarının kapısında “Bekle geliyor” yazardı. Veresiye satıp geçinmeye çalışan vefakâr “Bakkal Amca” gitti, yerine “market” denilen, makineyle peşin alış-veriş yaptığımız yerler geldi. Komşuluk çoğu yerde öldü; şehirler kalabalıklaşırken, insanlar yalnızlığa mahkûm oldu. Menfaat için dost satanlar yoktu. Dellal Şerafet’in, Çarşı Camii önünde açık artırma ile satılan eşyaları “Haraç…haraç!” diyerek sattığını görürdük. Şimdi, o gururlu ve mütevekkil insanlar, tozlu sayfalarını süslüyor hayaller şehrinin…

   ALİ ATA BAK

   İlkokula başladığımda okuma ve yazmayı öğrenmek için “Alfabe” kitabı aldım. Harfleri tanıdıktan sonra, sıra heceleyerek okumaya gelmişti. Kitaptaki ilk okunacak sayfada beyaz bir at resmi ve altında “Ali ata bak” yazıyordu. Öbür sayfada ise, top oynayan çocuk resminin altında: “Kaya topu tut” yazıyordu. Diğer sayfada ise: “Uyu uyu, yat uyu!” yazısı vardı. Yeni okuma öğrenen çocuğun ilk okuduğu cümleler bunlardı. Bu cümleler zihnime kazındı. Yıllardır ata baktım, eşşeğe baktım, topu tuttum, yattım yattım uyudum…

*

   Halbuki şöyle yazılmış olsaydı, milletimiz bilimde ve teknikte diğer ülkelerin safında yer alırdı,. “Ali makineye bak”… “Kaya uyuma çalış, çok çalış, ülkeni kalkındır, vatanına milletine hayırlı bir evlat ol!”… Alfabenin sonunda da: “Karga karga gak dedi / Çık şu dala bak dedi” şiiri vardı. Diğer kuşlar dururken, nedense karga seçilmişti. Her yıl aralık ayında ilkokullarda “Yerli Malı Haftası” olurdu. “Yerli malı” denince, ‘boğaz’ akla gelirdi. O hafta çocuklar evlerinden mısır patlatması, iğde, gölle, bisküvi getirirler, topluca yenirdi. “yerli malı” anlayışı buydu. Bilimde teknikte yerli malı kullanmak hiç aklımıza getirilmedi… N.Sait EKİCİ

 

 

 
Etiketler: EŞEK, VE, ÇOCUK, ,
Yorumlar
Resmi İlan

               

Bizim Gazete
Ulusal Gazeteler
Öne Çıkanlar
Alıntı Yazarlar
Afyon
Çok Bulutlu
Güncelleme: 31.05.2020
Bugün
- 21°
Pazartesi
- 18°
Salı
- 15°
Afyon

Güncelleme: 30.05.2020
İmsak
03:42
Sabah
05:29
Öğle
13:00
İkindi
16:54
Akşam
20:22
Yatsı
22:01
Arşiv Arama
Haber Yazılımı